Beyaz Küpün İçinde- O’Doherty

Uzun süre önce internetten varlığını bildiğim ama okumak için çaba göstermediğim bir kitabın, Türkçe’si nehayet elime geçti . Bir solukta da okudum dersem yeridir. Bilgi var, yalınlık var, aktarma becerisi var ve dolayısıyla altı çizilerek okunacak bir kitap.Neyden mi bahsediyor; galeri mekanının ne olduğundan yola çıkarak aslında sanatın ne olduğu konusunda ilginç açılımlar ortaya koyuyor.  Sanatla sepetle uğraşan herkesin okumasını tavsiye ederim.

 

 

Aktarma Becerisi Üzerine – Yalınlık

Bugün, kitabevinde dolaşırken bir kitap, başlığıyla ve arka kapak yazısıyla ilgimi çekti. Bende satın aldım. Almaz olaydım. Okudukça sinirlendim. 120 sayfa kadar dayandım ama en sonunda dayanamayıp kitabı kızgınlıkla bi kenara bıraktım. Ron Burnett’in, “İmgeler Nasıl Düşünür” adlı kitabı bu.  Nedeni yazımın devamında…

Continue reading

Artık İnternetten Dünya Sanatını Takip Etmeyeceğim (Acaba?)

Bu söz öğrencilerimden birine ait. Niye diye sorduğumda da aldığım cevap çok ilginç; “hocam, çok etkileniyorum bu da işlerime yansıyor”.  İlk başta “olur mu canım, saçmalama” diyebileceğim bir yanıt aslında ve hatta ona da o anda öyle de demiştim sanıyorum. Ama üstünde düşününce, öğrencimin özgün olmaya çalışmasından başka bir şey değil bu. Bu anlamda bana da çok mantıksız gelmiyor aslında. Kişisel olarak bende aynı etkilenimler dolaysıyla birilerinin işine benzer çok da çalışmalar yaptığımı biliyorum.  Hatta bu çalışmaları gören doçentlik jürimde, çalışmalarımın kopyaya çok yakın çalışmalar olduğunu söylemişti. (Hoş, arada dağlar var ve o çalışmalarım, uzun bir yolun sonucu olmasına rağmen). Ama gene de öğrencimin bu yanıtı bana ilginç geldi. Bencede çok da bakmak iyi değil gibi. Continue reading

Zamanın İçinden II

Bu gün pazar, eşimle Kuğulu Parka gittik kahvaltı yapalım diye. Kuğulu park her zamanki gibi ışıl ışıl, rengarenk. Hoş Ankara’nın bugünlerde her yeri rengarenk. Bütün sokaklar gül kokuları içinde. Yoğun yağmurdan sonra bütün güller çiçek açmış. Sokaklar gül kokuları içinde.

Kuğulu parkın ördekleri de, kuğuları da her zaman ki gibi; kuğular her zamanki miskinlik ve yavaşlık halindeler, ördekler ise bağırıp çağırıp, küçük çocukların elinden simit yemekle meşguller. Havuzun suyu ve fıskiyelerin patırtısı da her zamanki gibi ortama görünmez bir gürültü katmakta. Hoş araba sesi duymaktan iyidir.

Continue reading

Ayşe Erkmen – Plan B

Ayşe Erkmen’in Plan B isimli ve şu sıralar Venedik Bienalinde sergilenen çalışması, interneti takip ettiğim kanallardan biri olan Google Reader sayesinde önüme geldi ve oldukça da ilgimi çekti.

Sanatçının, Venedikte, Türkiye pavilyonu içinde sergilediği bu çalışma aslında, bir su artıma ünitesi. Venediğin kanallarından suyu alıp, arıtıp, temzileyip, kanala geri bırakıyor. Kapasitesi de, saatte 4000 litre su. Başka bir deyişle bir saat içinde 4000 litre pis kanal suyunu temzileyip, kanalın içine geri bırakıyor.

Aslına bakılacak olursa, bu çalışma doğanın kendi döngüleri ile ilgili bir çalışma. Hatta doğanın kendi döngüleri içine giren insansal bir döngü sistemi üzerine. Bu tıpkı insanın vücudundaki kan dolaşımı ve böbreklerin işlevi gibi, Kan insan için neyse, su da dünya için o. Belki Erkem’in bu çalışmasını da bu anlamda doğaya bağlanmış bir diyaliz makinesi gibi düşünmek mümkün.

“Plan B” ise genellikle “plan a”nın çuvalladığı durumlarda devreye girmesi beklenen, yedek bir plan olarak düşünülmeli. Bu durumda sanatçının yapıtında, büyük oranda, doğa insan ilişkisi ön plana çıkıyor. Plan A doğanın kendi mekanizmalarıyken, Plan B insanın onu kurtarma çabaları olarak görülebilir.  Üzerine çok yazmak mümkün olmayan ama oldukça ilginç bir çalışma’

Biraz daha detay : http://www.designboom.com/weblog/cat/10/view/15023/ayse-erkmen-at-venice-art-biennale-2011-plan-b.html adresinden görülebilir.

Destek yok

Hadi bugün coştum bi yazı daha yazayım.Bu kapitalism işi canımı artık fazlasıyla sıkmaya başladı. Neyi mi, hadi söyliyeyim.

Yazın sonunda SERES olacak Eskişehir Anadolu Üniversitesinde. Oraya bir bildirimi hazırlıyım yoksa sergiye mi katılayım hala bilmiyorum. Canımı sıkan ise sergiye katılmak istersem ödemek zorunda olduğum 200 TL, bildiri sunmak istersem ödemek zorunda olduğum 150 TL.  Bu nasıl iş anlayamıyorum ve canımı sıkıyor. Bu sadece, SERES ile ilgili bir durum değil aslında. Her nereye bişeyle katılmak istersem karşıma çıkan bu para mevzu aslında sorun.

Continue reading

Memleketteki Sanatsal Durumlar

Şu sıralar, bir makale yazma halindeyim. Hem oldukça zor, hem de oldukça öğretici oluyor aslında. Makalenin konusu, ” New trends in Turkish Ceramic Art: installations”.

Seramikte enstolasyon,benim kuşağımdaki seramikçiler arasında oldukça çok kullanılan bir yöntem. Bizden öncekilerde çok sık karşımıza çıkmıyor. Özellikle de İstanbul seramikçileri arasında daha fazla görülüyor. Bunun sebebi de aslında çok açık. İnsan gördüğünce üretir. Gördüklerinden etkilenerek sanatını ortaya koyar. İstanbul’da da beslenme kaynakları oldukça çok ve çeşitli bu anlamda. Sanıyorum seramikçi milleti de (kör olmayanlar) bundan etkileniyor ve yaptıkları işe yansıtıyorlar.

Continue reading